27 Nisan 2013 Cumartesi

FINAL FOUR DEĞERLENDİRMESİ


OLYMPIACOS – CSKA MOSCOW

Geçtiğimiz yıl İstanbul’da gerçekleşen Final Four finalinde karşı karşıya gelen bu iki ekip, bu yıl Londra’da ki Final Four’da finale kalmak için mücadele edecekler. Geçen sene İstanbul’da sürpriz bir son saniye basketiyle şampiyonluğa ulaşan takım Olympiacos olmuştu. Bu yıl Londra’da tarihin tekerrür edeceğini düşünmüyorum.

CSKA Moskova, Andrei Krilenko ve Shved haricinde çekirdek kadrosunu korudu ve Teodosic, Krstic, Weems, Kaun gibi bireysel yetenekleri ve coşturuculuğu yüksek oyunculara sahip. Herşeyden önemlisi de efsane coach Ettore Messina bu yıl yeniden yuvasında ve bu harika takımın başında. Öte yandan Olympiacos ise geçen yıl ki şampiyon kadrosundan önemli dinamikleri gönderdi ve Spanoulis’in etrafında dönen bir sistem oluşturdu. Bu sistem bugüne kadar içeride oynadıkları atmosfer ile kendi kendini götürdü ve saha avantajlarınıda en iyi şekilde kullanarak son 4’e kadar geldi. Spanoulis dışında CSKA’da ki oyunculara tecrübe bakımından yakın duran bir başka yardımcı oyuncuları yok ve Anadolu Efes serisinde psikolojik olarak çok gerildiler. Yine de her şeye rağmen coachları Bartzokas’ı kutlamak gerekir. Fazlasıyla kısıtlı bir kadroyu son 4’e kadar getirdi. Ancak daha ilerisini görebileceklerini sanmıyorum.

CSKA şu anda oldukça konsantre olmuş bir takım ve geçen yıl ki kötü anılarını unutturmak için ellerinden geleni yapacaklardır.  Coach Messina bu tip stresli Final Four’lar da daha derin bir tecrübe ve oyun anlayışına sahip. CSKA Moskova’nın 2008’de ki son Euroleague şampiyonluğunda, final maçının olduğu günün sabahı babasını kaybetmişti. Madrid’den İtalya’ya dönmedi ve takımının başında kaldı. Aynı günün akşamı final maçına çıktı ve bir insanın yaşayabileceği en kötü duyguları içine hapsederek oyun rotasyonunu korudu, CSKA Moskova’yı şampiyonluğa taşıdı. Maçın bittiği anda gözyaşlarıyla beraber, her şeyi bırakıp tribünde cenazeden sonra onu desteklemeye gelen ailesine koştu. Messina o ana kadar her şeyi içinde kapalı tutmuş, oyuna odaklanmıştı. Böylesine başarılı bir teknik adam, Avrupa’nın en iyi oyuncularından kurulu bir takımın başında olunca başarı kaçınılmaz olur. Bugün Spanoulis dışında ki Olympiacos’un kadrosundaki sporcular, CSKA’dakiler kadar iyi olsalardı bile; Olympiacos coachu Bartzokas’ın yine de Ettore Messina’dan daha konsantre olup oyuna müdahale edebileceğini düşünemezdim. Bu yüzden CSKA Moskova’nın rahat bir şekilde Olympiacos’u geçip finale çıkacağını düşünüyorum.

OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7

24 Nisan 2013 Çarşamba

FINAL FOUR KAPISI

Son 12 yıldır Euroleague'de Final Four görmüyoruz. En son 2001 yılında Anadolu Efes (o zamanki adıyla Efes Pilsen) 'in efsane kadrosu ile Euroleague'de Avrupa 3.lüğünü yaşamıştık. Mehmet Okur, İbrahim Kutluay ve Hidayet Türkoğlu ile fırtına gibi esmiştik.

Anadolu Efes, bu sezon çok önemli bir sınav verdi. Geçtiğimiz yıl oluşturduğu kadroya Jordan Farmar, Jamon Lucas ve Josh Shipp katkısı yaparak, önceki yıllarda olduğu gibi Avrupa'nın en iyi savunma yapan basketbol takımı apoletini geri kazandı. İlk tur maçlarında inişli çıkışlı bir görüntü çizsek te Efes hak ettiği şekilde Top 16'ya kaldı ve bir Euroleague takımının yapması gereken en önemli hamleyi yaparak 7 maç üst üste kazandı. Son saniyeleri güzel bir rotasyon ve kolektif bir oyunla geçerek birçok takımın planlarını alt üst etti.

Anadolu Efes, şu an ki kadro yapısı ile beraber son Avrupa şampiyonu Olympiacos'tan çok daha iyi bir takım. Kobe Bryant ile yan yana oynayarak Los Angeles Lakers'ta NBA şampiyonluğu görmüş iki önemli oyuncuya sahibiz. Jordan Farmar ve Sasha Vujacic. Sasha, geçirdiği sakatlıklar yüzünden verimini düşürse de, Jordan Farmar "ben bu anlar için yaşıyorum" diyor ve tutku dolu enerjisini oyununa başarı ile yansıtıyor. 2-0 geride olduğumuz play off çeyrek final serisini 2-2'ye getirip final four için halen savaşıyor olmamız da onun katkısı asla göz ardı edilemez. 26.Nisan.2013 cuma gecesi Atina'da ki Barış ve Dostluk Spor salonunda 10.000'in üzerinde ateşli Yunan taraftarına karşı oynayacağız. Olympiacos'un kadrosunda Spanoulis dışında evrensel bir oyuncusu yok. Bu yıl onlarla 3 kez bu salonda maç yaptık ve 3'ünü de kaybettik. 3 maçımızıda evimizde kazandık. Bu 6 maçtan sonra öğrenmemiz gereken en önemli şey; doğru savunmanın yanında doğru hücum ederek tempoyu elimize geçirmek zorunda olduğumuz anların çoğalması. Efes böyle oynadığında karşısında hangi takım olursa olsun  bizi durdurmakta zorlanıyor. Cuma gecesi coachumuz Oktay Mahmudi'nin bu ölüm kalım maçında en iyi hamlelerini yaparak bizi final foura taşıyacak rotasyonu oluşturacağına yürekten inanıyorum.

Umarım, bu blog üzerinde, takımımız sayesinde sevindirici paylaşımlarla Avrupa basketboluna olan heyecanımı yeniden mutlulukla aktarmaya devam edeceğim.

12 Nisan 2013 Cuma

BİR ŞAMPİYONUN YÜREĞİNİ ASLA HAFİFE ALAMAZSINIZ. OLYMPIACOS - ANADOLU EFES


Herşey o kadar güzel başladı ki; stres içinde olan takım Olympiacos’tu. Maçı kazanmak zorunda olduğunun görüntüsünü fazlasıyla veren, azmi ve mücadeleyi hissettiren taraf ise bizdik. Savanovic ve Semih’in oturması riskli bir başlangıçtı ancak; Oktay hoca Kerem ve Barac’ın mücadeleci rotasyonlarını daha maçın başında oyun düzenine yansıtarak etkili bir hamle yapmış oldu ve 2-12’lik bir seri yakalayarak daha ilk dakikalarda çift haneli farka ulaştık. Maçın hakemleri ilk yarı da mükemmel bir yönetim sergilediler. Bu tip telafisi olmayan maçlarda sertliğe biraz taviz vermek zorunda olursunuz. Hakemler sağolsunlar öylesine bir taviz verdiler ki adeta pota altında iki takım oyuncuları birbirlerini dövdüler. Böyle olunca da ortaya mücadele adına çok güzel görüntüler çıktı.


Savunmamız hali hazırda yerinde ancak bu azmi hücumda da göstermek zorundaydık ve ne yazık ki ikinci periyotta hücumumuz koptu. Farmar ve Savanovic çok basit top kayıplarının ardından fast break sayıları yememize neden oldular. Spanoulis ve Pero Antic’in ekstra sayıları son şampiyonun yeniden oyuna ortak olmasına sebep oldu. Yanlış hücum rotasyonu savunmamızın da aksamasına sebep olunca Olympiacos farkı 11’e çıkardı. Son bir eforla ilk yarıyı 10 sayının altında tamamlamayı başardık 35-26.

Olympiacos, 3. Periyodun neredeyse tamamında Spanoulis’ten belirli bir katkı almadı. Harika savunma yapmaya başladılar ve biz hücumda sadece Barac’ın orta mesafe şutlarına kaldık. O da yüzdesiz atınca fark açıldıkça açıldı. Basit hatalar bizi sona doğru sürüklemeyi başardı. 3. Periyot biterken Olympiacos’tan Sloukas mesafe tanımaksızın bir son saniye üçlüğü yolladı potamıza. Sanki tabutumuza çivi çakmış gibi 4. periyota girdiler ve kaldıkları yerden devam ettiler.

Bugün Atina’da ki dostluk ve Barış Spor Salonunda bizim adımıza en etkili oyunu sergileyen sporcumuz veteran Kerem Gönlüm oldu. Çabası takdir edilebilecek tek basketbolcumuzdu. 13 sayı, 14 ribaund ile double double bir performans ortaya koydu. Ancak ona eşlik eden kimse olmayınca maçtan koptuk. Bu gece Atina’da takımlarını 1 dk. bile susmadan destekleyen 10.000 Yunan basketbolsever vardı. Olympiacos saygı duyulacak bir takım; son Euroleague şampiyonu ve bir şampiyonun yüreği asla hafife alınmamalı.

Anadolu Efes, Top 16’da ki son 3, Top 8’de ki de ilk 2 maçını kaybederek, Euroleague’de ki son 5 maçını üst üste verdi. Ortada dağılmış bir takım ve çok kötü bir görüntü var. Önümüzde İstanbul’da 1 maçımız var, o maçı kazanırsak peşine yine İstanbul’da 2. maçımız gerçekleşecek. Onu da alırsak seri yeniden son maç için Atina’ya taşınacak. Neden olmasın. Bu mümkün.. Ancak böylesine ciddiyetsiz bir oyun ile beraber son Avrupa Şampiyonunu 3 kere üst üste yenmek mi..? Hayalden öte bir şey olamaz.

OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7

10 Şubat 2013 Pazar

THE FOLLOWING


Edgar Allen Poe; yaşadığımız dünya da gothic öykülerinin bir akım gücü oluşturmasına ön ayak olmuş en büyük yazarlardan biridir. Sadece eserleriyle değil, yaşamı ve çektiği sıkıntılarla bile bir çok hayata yön vermiş usta bir yazardır. Ölümünün üstünden 150 yılı aşkın bir süre geçse de eserleri bir çok sanat yapıtına ilham kaynağı oluşturmuş büyük bir sanatçıdır. Iron Maiden ve Dream Theater gibi günümüzün Dünyaca ünlü Heavy Metal ve rock tarihinin en şahsiyetli grupları çoğu şarkı sözlerini Poe’nun ışığında hayata geçirmişlerdir. En önemlisi ise sinema sektöründe varolmuştur. Tam 241 adet sinema filmi çekilmiştir Edgar Allen Poe eserlerinden oluşan. Ölümünden tam 172 yıl sonra en önemli eserlerinden biri olan Raven (Kuzgun) sinemada yeniden hayat bulmuştur. Yazımın başlangıcında Edgar Allen Poe ile ilgili kronolojik girişin tek sebebi; kendisinin  yaşadığımız dünyayı şu an yeni bir kültür olayı ile sallıyor olmasıdır.

“The Following” dizisi TV dünyasına yepyeni bir soluk getirdi. İnanılmaz kurgusu ile daha ekranlarda yer bulmadan  bile ratingleri patlatacağının sinyallerini verdi. 3. bölümünün ardından IMDB’de 8.2 puana ulaşan eser; TV dizisi kültüründe suç, dram ve gizem dallarına yepyeni anlamlar kazandıracak.

Virginia Üniversitesi’nde Edebiyat öğretmenliği yapan bir üniversite hocası peşi sıra nasıl bir şizofrene, psikopata ve sonunda seri katile dönüşür?  Bütün bunların ötesinde Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan yaklaşık 300 seri katili örgütleyip, insan hayatını cehenneme çevirmeye çalışan, akıl küpü bir şizofrenin karşısında , kendisini onu yakalamaya ve tüm insanlığa çektirdiği zulümü sonlandırmak için mesleğine hayatını adamış bir FBI ajanının verdiği mücadeleyi izlerken nasıl gerilmeyeceğiz?

Eski üniversite öğretmeni seri katil Joe Carroll karakterine hayat veren James Purefoy mükemmel bir oyunculuk sergilemiş. Karşısında FBI ajanı Ryan Hardy karakterini canlandıran bir dönemin efsane oyuncularından Kevin Bacon ise adeta küllerinden doğmuş ve TV ekranlarına yepyeni bir soluk getirmiş. Senaristler o kadar başarılı ki; Joe Carroll’ın cinayet kurgusunu ve ajan Hardy’nin onun karşısında yeraldığında ki tutumunu, ikisinin birbirleri arasında oluşturduğu tüm tezatları, dinamikleri ve aralarındaki ilişkiyi mükemmel bir şekilde ekrana taşımışlar. Pilot bölümü izlerken Hardy ve Carroll’ın repliklerinde adeta başım döndü. Yeni bir diziye başladığınızda, pilot bölüm ve pilot bölümü takip eden 2-3 hafta boyunca konuya ısınmaya çalışırsınız. The Following daha ilk bölümüyle birlikte sezon finaline gelene kadar çatlayacağınızın garantisini veriyor. Prison Break’ten sonra hiçbir diziye bu kadar iştahlı ve heyecanlı bir şekilde başladığımı hatırlamıyorum.

The Following, 40 dakika boyunca tüm sorunlarınızı unutup rahatlıkla kafa dağıtabileceğiniz ve beyin fırtınası yaşayabileceğiniz eşsiz bir TV dizisi. Polisiye, suç, gizem ve drama seven tüm izleyicilere öneriyorum. İyi seyirler.

OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7

4 Şubat 2013 Pazartesi

YİTİP GİTMİŞ BİR DOST’A MEKTUP “Sadece İyiler Genç Ölür..”


Dertlerden uzak olmaya çalıştığım yıllardı 90’lar. Genç bir insanın gelişimi; ebeveyn ayrılığıyla başlayan aile parçalanması, peşi sıra yaşanan düş kırıklıkları ve ileride kötü bir geçmiş diye anımsanacak tüm olumsuzluklarla sürerse, hayata bakışı çok yönlü bir şekilde etkilenir. Beni de etkiledi zaten bütün bunlar. Ama tüm bu pesimistlik bir kenara; beni asıl etkileyen ve hayata tutunmamı sağlayan her zaman sen oldun.

Yaşamımdaki tüm soyut değerlere, kalbimde ve ruhumda birer anlam kazandırdın. Sakinliğimden sıyrılıp yaşamakta olduğum zorlukların dışavurumsal kavgasını gösterdin, agresifliğime duygusallık kattın. İçimde her zaman bir çocuk olmasını sağladın. Herşeye sevgiyle yaklaşmamı sağlayan, tebessümle hareket ettiren, tertemiz pak küçücük bir çocuk. Kimsenin henüz zarar vermediği, hayata dair en ufak bir kötülüğü bile tatmamış bir çocuk her zaman varoldu içimde senin sayende. Bu da benim sevgi, güven, sadakat ve iyimserlik gibi günümüz toplumunun çoğunlukla kaybettiği değerleri içimde korumama yetti. Ağladığım, hüzünlendiğim, acı çektiğim günlerim, gecelerim, yıllarım oldu. Tüm o zamanlar boyunca sen benim bir kurtarıcım değil, bütün zorluklara karşı beni korumaya çalışan bir varlık oldun. Hem de seni tanıdığım ilk günden beri.

Çaldığın her nota ve ağzından çıkan her söz, Dünya’da geçirdiğim her gün aklımın içinde yankılanıyor. Efsaneviliğin, insanüstülüğün seni içimde yaşatıyor, birey olmanın varlığını hissettiriyor her gün bana. Tarifi mümkün olmayan bir güç veriyor. Sen varken kimse bana zarar veremez. Ruhumdasın… Efsaneviliğini hissettirdiğin o mükemmel yorumundan günü gelip nefret edecek ve bunu kamuoyuna açıklayacak kadar asil birisin. Sana ne söylenilse azdır. Övgüler yetmez. “Smells Like Teen Spirit”i dinlemeden bir günüm geçmiyor. Bir müzikseverim. Ne mutluyum ki gerçekten değerli müziği bilen ve seven insanlardan biriyim senin sayende.

Kendi müziğini yarattın, bir etkilenimin öncüsü, bir akımın en başarılı temsilcisi oldun bu dünya üzerinde. Yıllar önce yılın ilk aylarında yaşamın bir boşluğa doğru sürüklenmeye başladı ve çok erken yumdun gözlerini bu hayata. Bu yaşam ve nefes aldığımız bu evren, bugün sen burada olsaydın çok daha anlamlı olabilirdi. Sadece her 8 Nisan’da değil, yılın her günü kalbim Seattle’da.. Sonsuz selam olsun. Herşey için teşekkürler Kurt Cobain… Teşekkürler Nirvana...

OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7

GÖZÜ YAŞLI BİR VALS

Rüstem tek başına sürdürdüğü basit hayatını, her zaman sevdiği şeyleri yapmak için yaşayan sıradan bir insan olarak geçirmeye devam ediyordu...