İLK NOT: İki yıl önce, iki kez
kısa hikaye-deneme yazıları yazmıştım. Bu yazı üçüncü denemem oldu.
Öncekilerine aşağıda bulunan linklerden ulaşabilirsiniz.
“Karanlıklar Ülkesinin Kraliçesi”
“Tek Bir Vazgeçiş”
http://ocelik7.blogspot.com.tr/2015/08/tek-bir-vazgecis.html
KARANLIK
GÜNDÜZ DÜŞLERİ
Her yerdesin, yine de seni
göremiyorum. Çevremdesin, yine de seninle hiç karşılaşmadım. Hiç tanışmadığım
halde; seni kendi gözümde herkesin önüne koymak istiyorum. Ne kadar çok istesem
de yapamıyorum. Çünkü yoksun. Kimsin sen? Nasıl bir şizofrenik düşünceler
topluluğunun içine attın beni, hiç var olmadığın halde. Bu anlamsızlık nasıl
bir trajedidir? Basit bir hayatı olan basit bir insanı gerçekle yüzleştirmekten
kaçınan.
Bir gündüz düşü gördüm. Sen
vardın. Bana birşey söyleyecektin ama gittin ve ben uyandım. Bilinçaltım beni
hiç gitmek istemediğim yerlere sürüklüyor. Senden alamadığım cevapları bir
kenara bıraktım. Sadece seninle konuşmak istiyorum. Seninle konuşabilmek;
kalbimde üstün bir sevgi ile yaşatabileceğim gerçekliğe günlük hayatta
kavuşmak. Sen bir gerçek olsan, öyle şeyler anlatırdım ki sana; hiç yanımdan
ayrılmak istemezdin. Evet o kadar iddialıyım. Benimle sohbet etmek hoşuna
giderdi. Sanat üzerine, müzik üzerine, kitaplar üzerine, aşk üzerine. Çünkü
bunların hepsini sende görüyorum. Bütün bu değerlerin yaşamıma kattığı heyecan
sen de birleşiyor. Sen hepsine sahipsin.
Edgar
Allan Poe’nun şiir kitabına göz gezdirdim az önce. Bütün şiirlerini defalarca
okuduğum halde hep bir kaçış yolu olarak görürüm onun yazdıklarını. Kendi
karanlığımda kaybolmuşken, onun karanlığında çıkış yolu ararım. Bazen yaptığı
şeyleri yaparım. Uykuya dalmadan önce gördüğü düşleri yazarmış. Ben uykuya
dalmadan önce seni görebilmek için bilinçaltımın bir kölesi oldum. Eğer rüyamda
görürsem uyanınca hatırlayamayabilirim. Uykuya dalmadan önce yakalamalıyım seni.
Yine o anlardan birini yaşıyorum. Uyumak üzereyim ve tatlı bir sessizlik var.
Dışarıdan geçen arabaların sesleri artık yavaş yavaş kayboluyor ve ben seni
görmek üzereyim. Yani en azından o an düşlediğim şey bu. Ancak cep telefonumu
tamamen unuttum. Gelen mesaj sesiyle, uykuya teslim olmadan önceki o halim
kayboluyor. İş arkadaşım mesaj atmış. Linkin Park’ın solisti Chester Bennington
intihar ederek yaşamını kaybetmiş. Yıllardır playlistimden hiç eksik olmayan
gruplardan biri. Numb, Breaking The Habit ve In The End mutlaka hep çalar
kulaklıklarımda ya da bilgisayarımda. Geceleri uyumadan önce, gündüzleri de işe
giderken hep dinlediğim insanlardan biri yok artık. Tolkien’in bir sözü aklıma
geliyor; “Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki?” seni görmek
istiyordum ama bu haberle uykum açılıyor ve yatağımdan kalkıyorum. Sosyal ağlar
bu intihar haberiyle çalkalanıyor. Üzüldüm bu habere. Hemen Linkin Park’ın
videolarını açtım. 2011 MTV konserinden In The End’i izlerken bir bira aldım
buzdolabından ve Chester için içtim.
Yeni bir gün başladı. Bugün de
gece olacak ve bitecek. Yarın tekrar uyanacağız ve aynı şeyleri yapıp
hayatımıza devam edeceğiz. Şanslıysak haftanın 1 günü conformist bir düzen içinden
çıkıp kendimizi mutlu eden şeyleri yapmak için vakit bulacağız ya da
bulamayacağız. Bulsakta, bulamasakta, geçen her günün, yaşanılan her anın bir
anlamı olması için amaç, yuva, sığınak, huzur ve kendimizle birlikte tek bir
parça olarak gördüğümüz bir insanın hayatımızda bulunması gerekiyor öyle değil
mi? O insanlar benim hayatımdan gittiler. Şimdi düşünüyorum; o insanlar aslında
o insanlar değillerdi. Beklentiyi yüksek tutmak tabi ki çok bencilce ama ben
öyle görmüyorum. Çünkü o insanların hayatımdan gitmelerini ben istemedim.
Melankolik travmadan kurtulmak ve
bu sayede somurtmamak için elimden geleni yapıyorum. Bir yandan Chester’ın
intiharı ile düşüncelerime konuk olmasını istemezdim. Keşke yaşamına devam
etseydi ve ondan hiç bahsetmeseydim. Şu an yaşamıma ve senin yokluğuna ait tüm
pandomimleri düşünürken Linkin Park’tan “Leave Out All The Rest” çalıyor. Ben
de ölmeden seni tanımak istiyorum. Artık zamanı geldi. Şimdiye kadar çekilmiş
tüm romantik filmlerin, yazılmış tüm duygusal best sellerların ve belki çok
iddialı olacak ama hayatıma değerler katıp, yaşamıma dokunmuş, hislerimde iz
bırakmış tüm eşsiz notalara ait müziklerin senin yanında bir adım geride
kalacağı o efsanevi anı yaşamak istiyorum. Gözlerine baktığım her an; adeta The
Beatles’ı ilk kez dinlediğim zaman gibi kalbimin ve aklımın coşmasını istiyorum.
Bir insanın soyut olarak bundan daha büyük başka ne hayali olabilir ki?
Düşlerimde resmettiğim, Dream
Theater’ın bazı şarkılarında zihnimde beliren, Linklater’ın “Before..”
üçlemesinde zamanının ötesini yaşatan, hiç tanışmadığım halde gece yatağıma başımı
koyup gözlerimi kapattığım her an gördüğüm ve varlığını tarif edemediğim melek;
artık bir insana ait olan yaşam formuna bürün ve bana kendini göster. Bu
mucizeyi hak ettiğime inanıyorum. Çünkü sen olmadan geçen her travmatik günü
eğlenceye çevirmeye çalışırken yaşadığım sahte hayattan bıktım. Seni istiyorum.
Seni yaşamımda istiyorum. Gel artık.
OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7