23 Temmuz 2017 Pazar

KARANLIK GÜNDÜZ DÜŞLERİ

İLK NOT: İki yıl önce, iki kez kısa hikaye-deneme yazıları yazmıştım. Bu yazı üçüncü denemem oldu. Öncekilerine aşağıda bulunan linklerden ulaşabilirsiniz.

“Karanlıklar Ülkesinin Kraliçesi”

“Tek Bir Vazgeçiş”
http://ocelik7.blogspot.com.tr/2015/08/tek-bir-vazgecis.html


KARANLIK GÜNDÜZ DÜŞLERİ

Her yerdesin, yine de seni göremiyorum. Çevremdesin, yine de seninle hiç karşılaşmadım. Hiç tanışmadığım halde; seni kendi gözümde herkesin önüne koymak istiyorum. Ne kadar çok istesem de yapamıyorum. Çünkü yoksun. Kimsin sen? Nasıl bir şizofrenik düşünceler topluluğunun içine attın beni, hiç var olmadığın halde. Bu anlamsızlık nasıl bir trajedidir? Basit bir hayatı olan basit bir insanı gerçekle yüzleştirmekten kaçınan.


Bir gündüz düşü gördüm. Sen vardın. Bana birşey söyleyecektin ama gittin ve ben uyandım. Bilinçaltım beni hiç gitmek istemediğim yerlere sürüklüyor. Senden alamadığım cevapları bir kenara bıraktım. Sadece seninle konuşmak istiyorum. Seninle konuşabilmek; kalbimde üstün bir sevgi ile yaşatabileceğim gerçekliğe günlük hayatta kavuşmak. Sen bir gerçek olsan, öyle şeyler anlatırdım ki sana; hiç yanımdan ayrılmak istemezdin. Evet o kadar iddialıyım. Benimle sohbet etmek hoşuna giderdi. Sanat üzerine, müzik üzerine, kitaplar üzerine, aşk üzerine. Çünkü bunların hepsini sende görüyorum. Bütün bu değerlerin yaşamıma kattığı heyecan sen de birleşiyor. Sen hepsine sahipsin.


Edgar Allan Poe’nun şiir kitabına göz gezdirdim az önce. Bütün şiirlerini defalarca okuduğum halde hep bir kaçış yolu olarak görürüm onun yazdıklarını. Kendi karanlığımda kaybolmuşken, onun karanlığında çıkış yolu ararım. Bazen yaptığı şeyleri yaparım. Uykuya dalmadan önce gördüğü düşleri yazarmış. Ben uykuya dalmadan önce seni görebilmek için bilinçaltımın bir kölesi oldum. Eğer rüyamda görürsem uyanınca hatırlayamayabilirim. Uykuya dalmadan önce yakalamalıyım seni. Yine o anlardan birini yaşıyorum. Uyumak üzereyim ve tatlı bir sessizlik var. Dışarıdan geçen arabaların sesleri artık yavaş yavaş kayboluyor ve ben seni görmek üzereyim. Yani en azından o an düşlediğim şey bu. Ancak cep telefonumu tamamen unuttum. Gelen mesaj sesiyle, uykuya teslim olmadan önceki o halim kayboluyor. İş arkadaşım mesaj atmış. Linkin Park’ın solisti Chester Bennington intihar ederek yaşamını kaybetmiş. Yıllardır playlistimden hiç eksik olmayan gruplardan biri. Numb, Breaking The Habit ve In The End mutlaka hep çalar kulaklıklarımda ya da bilgisayarımda. Geceleri uyumadan önce, gündüzleri de işe giderken hep dinlediğim insanlardan biri yok artık. Tolkien’in bir sözü aklıma geliyor; “Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki?” seni görmek istiyordum ama bu haberle uykum açılıyor ve yatağımdan kalkıyorum. Sosyal ağlar bu intihar haberiyle çalkalanıyor. Üzüldüm bu habere. Hemen Linkin Park’ın videolarını açtım. 2011 MTV konserinden In The End’i izlerken bir bira aldım buzdolabından ve Chester için içtim.


Yeni bir gün başladı. Bugün de gece olacak ve bitecek. Yarın tekrar uyanacağız ve aynı şeyleri yapıp hayatımıza devam edeceğiz. Şanslıysak haftanın 1 günü conformist bir düzen içinden çıkıp kendimizi mutlu eden şeyleri yapmak için vakit bulacağız ya da bulamayacağız. Bulsakta, bulamasakta, geçen her günün, yaşanılan her anın bir anlamı olması için amaç, yuva, sığınak, huzur ve kendimizle birlikte tek bir parça olarak gördüğümüz bir insanın hayatımızda bulunması gerekiyor öyle değil mi? O insanlar benim hayatımdan gittiler. Şimdi düşünüyorum; o insanlar aslında o insanlar değillerdi. Beklentiyi yüksek tutmak tabi ki çok bencilce ama ben öyle görmüyorum. Çünkü o insanların hayatımdan gitmelerini ben istemedim.


Melankolik travmadan kurtulmak ve bu sayede somurtmamak için elimden geleni yapıyorum. Bir yandan Chester’ın intiharı ile düşüncelerime konuk olmasını istemezdim. Keşke yaşamına devam etseydi ve ondan hiç bahsetmeseydim. Şu an yaşamıma ve senin yokluğuna ait tüm pandomimleri düşünürken Linkin Park’tan “Leave Out All The Rest” çalıyor. Ben de ölmeden seni tanımak istiyorum. Artık zamanı geldi. Şimdiye kadar çekilmiş tüm romantik filmlerin, yazılmış tüm duygusal best sellerların ve belki çok iddialı olacak ama hayatıma değerler katıp, yaşamıma dokunmuş, hislerimde iz bırakmış tüm eşsiz notalara ait müziklerin senin yanında bir adım geride kalacağı o efsanevi anı yaşamak istiyorum. Gözlerine baktığım her an; adeta The Beatles’ı ilk kez dinlediğim zaman gibi kalbimin ve aklımın coşmasını istiyorum. Bir insanın soyut olarak bundan daha büyük başka ne hayali olabilir ki?


Düşlerimde resmettiğim, Dream Theater’ın bazı şarkılarında zihnimde beliren, Linklater’ın “Before..” üçlemesinde zamanının ötesini yaşatan, hiç tanışmadığım halde gece yatağıma başımı koyup gözlerimi kapattığım her an gördüğüm ve varlığını tarif edemediğim melek; artık bir insana ait olan yaşam formuna bürün ve bana kendini göster. Bu mucizeyi hak ettiğime inanıyorum. Çünkü sen olmadan geçen her travmatik günü eğlenceye çevirmeye çalışırken yaşadığım sahte hayattan bıktım. Seni istiyorum. Seni yaşamımda istiyorum. Gel artık.


OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7

GÖZÜ YAŞLI BİR VALS

Rüstem tek başına sürdürdüğü basit hayatını, her zaman sevdiği şeyleri yapmak için yaşayan sıradan bir insan olarak geçirmeye devam ediyordu...