Sadece bir karton parçası ama o herşey.. Tüm hayatımın anlamı.. Kaybettiğim bütün soyut değerlerin acısından arınmamı sağlayan, amacının hayatımın en önemli kültür olaylarından biri olmasını olanak tanıyacak olan bir karton parçası. Küçücük bir çocuk olduğum yıllardan bu yana hayata tutunma nedenlerimden biri olan insanları görmeye gidiyorum. Her üzüldüğümde, her hüzünlendiğimde ve her sevindiğimde beni bugüne kadar yalnız bırakmamış olan insanları görmeye gidiyorum. 1996'da onları tanıdığım ilk günden beri, dilek olay tam 17 yıldır, o eşsiz notaları ve müziği dinlemeden geçirdiğim, zihnimde yankılanmadan tamamladığım tek bir günüm bile yok. Sadece bir karton parçası için yazabildiklerim bunlar. Onları canlı canlı görmek, izlemek ve dinlemek yeryüzünde cenneti yaşamak gibi birşey olacak. Tarifini yapmamın, tasvir edebilmemin imkanı yok.
Müzik, Amerikan TV kültürü, Avrupa basketbolu, kısa öyküler ve yaşam üzerine karşımıza çıkan her paradoks hakkında sayısız deneme yazılarımı, kritiklerimi ve düşüncelerimi blogum üzerinden takip edebilirsiniz.
30 Haziran 2013 Pazar
7 Haziran 2013 Cuma
CENNETTEKİ GÖZYAŞLARI, DRAZEN PETROVIC (1964-1993)
Sadece İyiler Genç Ölür..
"Hırvatistan'a gittiğimde
gördüğüm cenaze töreni sanki bir devlet başkanı ya da çok önemli bir kişi için
düzenlenmişti. Tahminde edebileceğiniz gibi.. Çok üzücü bir manzaraydı. Böyle
bir insanın kariyerinin zirvesindeyken aramızdan ayrılışı gerçekten de trajik.
"
Willis Reed (New Jersey Nets eski coachu ve yöneticisi)
Drazen Petrovic; 22.Ekim 1964'te Hırvatistan'ın Adriyatik denizi
kıyısındaki küçük bir sahil kasabası olan Sibenik'te doğdu. 13 yaşında
basketbolla tanıştı. İlk başarıları;
1980: İstanbul'da düzenlenen Avrupa Gençler Basketbol
Şampiyonasında Hırvatistan milli takımına bronz madalya kazandırdı.
1981: Balkan Şampiyonası Yugoslavya Genç Milli takımına Altın
madalya kazandırdı.
1982: Sibenka ile Avrupa Korac Kupası ikinciliği.
1983: Tekrar Sibenka ile Avrupa Korac Kupası ikinciliği.
1986: Cibona Zagrep ile Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası (O zamanki
Euroleague) şampiyonluğu.
1987: Cibona Zagrep ile Avrupa Kulüpler Kupası şampiyonluğu.
1988: Cibona Zagrep ile Avrupa Korac Kupası ikinciliği.
1988: Seoul Olimpiyatlarında Yugoslavya Milli takımı ile Gümüş
madalya.
1989: Avrupa Basketbol Şampiyonasında Yugoslavya Milli takımı ile
Avrupa şampiyonluğu.
1990: Dünya Basketbol Şampiyonasında Yugoslavya Milli takımı ile
Dünya Şampiyonluğu.
1992: Barcelona Olimpiyatlarında Hırvatistan Milli takımı ile
Gümüş madalya.
Drazen, Hırvat liginde Smelt Olimpija karşısında 112 sayı atarak
kırılması çok zor bir rekoru eline geçirdi. 1988'de Avrupa Korac Kupasında
Finlandiya temsilcisi Katkan karşısında da 62 sayı atarak. Avrupa kupalarında
bir maçta atılan en yüksek sayı rekoru ile şu an günümüzde halen kırılmamış bir
rekorun sahibi. 1989'da ki Avrupa şampiyonluğu ile beraber kariyerine NBA'de
devam etti. Portland Trail Blazers'ta fazla forma şansı bulamadı buna rağmen 1990'da
NBA finali gördü. Daha sonra New Jersey Nets'e transfer oldu ve bu adım
basketbol dünyasının dönüm noktalarından biriydi.
Dönemin bir çok otoritesi onu basketbolu hayatta herşeyden önemli
tutan bir insan olarak nitelendiriyorlardı. Fakat Yugoslavya'da başlayan savaş
onun değer yargılarını değiştirmişti. 90'da patlak veren iç savaş Yugoslavya'yı
ülke ve halk olarak ikiye bölmüştü. Kayıtlara göre son sezonunda Amerika'dayken
kısa dalga radyo frekanslarından ülkesinde olup bitenleri takip ediyordu ve 1
yaz boyunca da ailesiyle Zagrep'te bombalardan kaçarak bir yaşam sürmüştü.
Yugoslavya'da yaşanan savaşın trajedisi Drazen Petrovic'in basketbol aşkını ve
evine duyduğu özlemi artırdı. Bu dönemden sonra Drazen ülkesini temsil etmeye
devam etti ve bağımsız Hırvatistan milli takımında oynadı. 92 olimpiyatlarında
sadece Jordan'lı Rüya Takıma yenilerek gümüş madalya kazandı. Hırvatistan kendi
bağımsızlığını kazanmaya çalışırken o NBA'de bir yıldız, ülkesinde de bir
kahraman haline geldi.
1993 sezonunda Drazen'in Nets ile kontratı bitmişti. Nets
yönetimin kalması için yaptığı tüm ısrarlarına rağmen o ülkesine döndü.
Hırvatistan'da savaş sürüyordu. Savaş devam ederken orada bulunmayadabilirdi.
Sezonun ardından bir gazeteci ona "Neden savaş sürerken ülkene dönmek
istiyorsun?" diye sorduğunda "Çünkü orası benim ülkem" dedi. Bu
basına söylediği son sözler oldu. O yaz Yunanistan'dan iyi bir teklif almıştı
ve Avrupa'da kalmak istediğini belirtircesine NBA yaz kampına katılmadı.
Hırvatistan milli takımıyla Polonya'da ki bir turnuvada Slovenya'ya karşı bir
hazırlık maçı oynadı. Bu maç onun kariyerindeki son maç oldu. Turnuvadan sonra
takımıyla beraber Zagrep'e dönerken hayatını değiştirecek bir karar verdi.
Takımla birlikte Zagrep'e dönmek yerine kız arkadaşıyla beraber Almanya'ya
gitmeyi tercih etti.
"Cebinde Zagrep'e uçak biletleri olmasına rağmen, o bu bir
kaç günlük kaçamağı yapmak istedi.."
Warren Legarie (Drazen Petrovic'in menajeri)
Drazen 7.Haziran.1993'te, 3 arkadaşıyla, Frankfurt'tan Zagrep'e
giderken sabaha karşı 5 sıralarında, otobanda aşırı yağıştan kayganlaşan yolda
aracın kontrolünü kaybederek bir kamyonla çarpıştı. Kaza anında Drazen ve kız
arkadaşı hayatlarını kaybettiler.
1990 yılında, şu an ülkemizde Anadolu Efes basketbol takımının
başında olan Dusan Ivkovic’in çalıştırdığı Yugoslavya milli takımı Dünya
Şampiyonu olurken, o takımın en önemli oyuncuları Hırvat Petrovic ve Sırp Divac’tı.
Dağılan Yugoslavya’nın en iyi oyuncuları ve iki en iyi arkadaştılar.
Şampiyonluğun ardından parkelere inen bir taraftarın elinde Hırvatistan bayrağı
vardı. Divac’ın söylediğine göre o taraftar Yugoslavya için kötü şeyler
söyleyip sadece Hırvatistan’ı övmüştü. Vlade Divac şanssız bir şekilde hemen
yanıbaşında gerçekleşen bu olaya sert bir tepki verdi; burda şampiyonun
Yugoslavya olduğunu ve sadece Hırvatlara ait bir başarı olmadığını söyleyip,
adamın elindeki Hırvatistan bayrağını alıp yere attı. Divac’ın bu hareketi
Petrovic’le olan arkadaşlığını tamamen bitirdi. Drazen Petrovic aşırı
milliyetçi bir Hırvat’tı ve ne kadar iyi arkadaş olsalar bile bunu kabul
edemedi.
Vlade Divac ve Drazen Petrovic arasındaki dostluğun bitmesinin
ardından Divac’ın o ölene kadar bu dostluğu kurtarma çabaları ve verdiği tüm
demeçlerin hepsi birer insanlık dersi niteliğindedir. Onların hepsini burda
yazmayacağım. ESPN’in 2010 yılı yapımı “Once Brothers” (Bir Zamanlar
Kardeştiler) isimli belgeselinde hepsi çok iyi bir şekilde işlenmiş. Benim
şimdiye kadar izlediğim en iyi belgesel. Basketbol adına çok büyük duygu dolu
anlar, bir arkadaşlığın yıkılması ve ardından gelişen olaylar hem siyasi hem de
spor açısından çok başarılı bir şekilde izleyiciye aktarılıyor.
Drazen Petrovic'in ölümünden sonra bütün dünyadan sevgi mesajları
yağdı. Nets 3 numaralı formayı emekliye ayırdı. İsviçre Lozan'da Olimpiyat
parkına Drazen'in bir heykeli dikildi. 2001'de Wimbledon şampiyonu Hırvat Goran
Ivanisevic bu başarısını Petrovic'e adadı. Drazen Petrovic; Avrupa
Basketbolunun dünya da söz sahibi olmasını sağlayan ve birçok Avrupalı oyuncuya
NBA kapısını açan ilk ve tek önemli sporcuydu.
OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7
Dip Not: Tarih bilgileri Vikipedi, sporcu ve coach yorumlarıını
Hoop Magazine'den aldım.
9 Mayıs 2013 Perşembe
FINAL FOUR DEĞERLENDİRMESİ 2
BARCELONA REGAL - REAL MADRID
Barcelona, Euroleague'in en az sayı yiyen, Real Madrid ise en çok sayı atan takımları. Barcelona, play off'lara gelene kadar yenilgi sayısı en az olan ve ligi hem ilk round maçlarında hem de Top 16'da en çok domine eden takımdı. Ancak play off'ların çok daha farklı bir atmosferi olduğunu Panathinaikos bizlere gösterdi. Barcelona'nın direncini kırdılar. Zor bir şekilde 3-2'lik bir seriden çıkarak son 4'e gelen Barcelona dominant kimliğini play off maçlarında kaybetti. Navarro, Jawai ve Tomic gibi oyuna direkt etki edebilecek yıldızların yanında Sada ve Ingles gibi görev adamlarına sahip gerçek bir savunma takımı olan Barcelona'yı, Real Madrid gibi ışık hızıyla oyun oynayan, Euroleague'in en iyi hücum takımlarından birine karşı izleyeceğiz. İzlemesi çok keyifli bir maç olacak.
Real Madrid ise Rudy Fernandez, Huartes ve Squarez'in oyun karakterleriyle şampiyonluğa inanmış ve adeta basketbola yeni bir tanım getirmiş gibi atletizm basketbolu oynayan bir takım.Bu karşılaşmada kilit oyuncular herkesin tahmin edeceği gibi Barcelona'dan Navarro, Real Madrid'ten ise Fernandez. Bireysel anlamda Fernandez'in Navarro'ya üstünlük kuracağını düşünüyorum ancak kazanıp finale çıkmak istiyorlarsa bu rolü tüm takım olarak oynamaları gerekiyor. Kritik anlarda Navarro'nun eline bakan Barcelona'ya karşı savunma karakterlerinide ön plana çıkarırlarsa rahatlıkla 2013 finalinde mücadele edeceklerdir.
Her iki maçta birer erken final. 10-12 Mayıs 2013'te, Londra'da Avrupa'nın en güçlü 4 basketbol takımını şampiyonluk yolunda izleyeceğiz. Bir basketbolsever olarak keyifli bir haftasonu geçireceğim. Bir taraftar olarak ise üzgün bir haftasonu. Regular season, Top 16 ve play off çeyrek finallerinde, temsilcimiz Anadolu Efes'in bu dört takımdan üçüne mağlubiyetler yaşatmış olması ve final four'a son 1 maç kala Euroleague'den elenmiş olup Londra'ya gelememesi.
OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7
3 Mayıs 2013 Cuma
JEFF HANNEMAN (31.Ocak.1964 - 02.Mayıs.2013)
Metal
müziğin bugün yapıtaşı olan türevlerinden thrash metale hakkını veren grupların
başında Slayer gelmektedir. Metallica, Megadeth ve Anthrax ile bir devrin
başlangıcıdırlar. Bizler bir nesil olaarak bu grupları en sağlıklı
zamanlarından, kariyerlerinin sonlarında oldukları zamana kadar dinleyebilme
ayrıcalığına sahip olduk. Elbette "Big Four" diye adlandırılan bu
dörtlü sonsuza kadar dayanamayacak, her hikayenin bir sonu vardır. Ancak hikaye
daha ortalardayken kötü son yaşamak bir kabusun herşeyi değiştirebileceğinin
bir kanıtıdır.
Jeff Hanneman
kurulduğu 1981'den bu yana Slayer'ın bir üyesiydi. 10 stüdyo, 1 cover ve 2
konser albümünde yer aldı. Slayer'ın günümüzde bu kadar güçlü bir şekilde yer
edinmesini sağlayan parçalar onun eserleriydi. Angel Of Death, Raining Blood, Season In
The Abyss, South Of Heaven, War Ensemble şarkılarını o yazdı. Jeff, Punk müziğe
hayran bir sanatçıydı. Undisputed Attitude albümü ve o albümdeki performansı
onun her zaman bir Punk müzik seven müzisyen olarak hatırlanmasını
sağlayacaktı. Nazi Almanyasına karşı bir sempatisi olduğu öne sürülüyordu. Nazi
Almanya’sına kökenlerinden geldiği için bir hayranlığı vardı babası 1944’te
savaşmıştı. Bugün metal tarihinin en sağlam parçalarından biri olan Angel Of
Death’te Nazi Almanyasından bahsetmiştir. Sepultura ve bir çok metal grubu onun
ve tüm Slayer üyelerinin Nazi olduğunu öne sürerek suçlamışlardır. Jeff ise
Nazism ile ilgili bir bağımlılıkları olmadığını sadece müziğe ithafen konuyla
ilgilendiklerini söylemiştir.
Jeff, talihsiz bir şekilde 2011 yılında bir örümcek tarafından ısırıldı ve komaya girdi. Komadan çıktığında bile zar zor yürüyordu ve uzun bir süre fizik tedavi gördü. Slayer’ın 1 yıl boyunca tüm turne ve konser programları altüst oldu. Örümcek kolundaki tüm dokuların ölümüne neden olmuştu, yapılan basın bildirilerinde bir ara kolunun tamamen kesilmesi gerektiği bile söylenmişti. O bir müzisyenin yaşayacağı en büyük trajediyi yaşamıştı. Slayer için şarkı yazmaya devam ediyordu ama gitarını eline alamıyordu. 1 yılın sonunda yeniden gitar çalmaya başlamıştı. Ancak bu sefer de karaciğer yetmezliği yaşamının önüne geçti ve dün (02.05.2013) Jeff aramızdan ayrıldı. Sadece 49 yaşındaydı. Evliydi, çocuğu yoktu.
Jeff, talihsiz bir şekilde 2011 yılında bir örümcek tarafından ısırıldı ve komaya girdi. Komadan çıktığında bile zar zor yürüyordu ve uzun bir süre fizik tedavi gördü. Slayer’ın 1 yıl boyunca tüm turne ve konser programları altüst oldu. Örümcek kolundaki tüm dokuların ölümüne neden olmuştu, yapılan basın bildirilerinde bir ara kolunun tamamen kesilmesi gerektiği bile söylenmişti. O bir müzisyenin yaşayacağı en büyük trajediyi yaşamıştı. Slayer için şarkı yazmaya devam ediyordu ama gitarını eline alamıyordu. 1 yılın sonunda yeniden gitar çalmaya başlamıştı. Ancak bu sefer de karaciğer yetmezliği yaşamının önüne geçti ve dün (02.05.2013) Jeff aramızdan ayrıldı. Sadece 49 yaşındaydı. Evliydi, çocuğu yoktu.
Sağlık durumu yüzünden konserlere çıkamayınca; Slayer
yaptığı basın açıklamasında Exodus grubunun gitaristi Gary Holt’un Jeff dönene
kadar Slayer’la konserlere çıkacağını bildirdi. Sanırım Gary Holt artık Slayer’ın
daimi bir üyesi oldu. Dün akşamdan beri bütün sosyal medya Jeff’in vefatıyla
çalkalanıyor. Thrash metal için çok büyük bir kayıp. Slayer’ın resmi web
sitesine girdiğim zaman Jeff’in bir konser fotoğrafı ve kocaman bir “Our
brother Jeff Hanneman, May He Rest In Peace (1964-2013)” yazısı çıkıyor
karşıma. Ortaokula giderken walkmanimde dinlediğim Hell Awaits’ler, Raining
Blood’lar aklıma geliyor. Bizler öylesine şanslı bir nesiliz ki; bu dönemleri
gördük ve yaşadık. Keşke bu talihsizlik meydana gelmeseydi ve yine aramızda
olsaydı. Bugün eminim dünyanın dört bir yerinde bu üzüntüyü yaşayan bir çok fan
benim gibi bloglarında ya da sosyal medya hesaplarında düşüncelerini paylaşıyorlar.
Jeff Hanneman; çok büyük bir etki bıraktı. Sadece kısa bir mesajla Rest In
peace yazarak geçiştirebileceğim bir müzisyen değildi. Zaten kimse bunu hak
etmez. Toprağı bol olsun. Unutulmayacak..
OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7
www.twitter.com/ocelik7
1 Mayıs 2013 Çarşamba
"BİR MAYIS AKŞAMI" RONNIE JAMES DIO 1942 - 2010
Sevgili Ronnie,
Bir Mayıs akşamı, tüm bunalımlarımla baş başa kalmış bir şekilde oturuyorum. Her gün winampımda çalan Black Sabbath, Rainbow ve Dio'nun eşsiz parçalarıyla gözlerimi kapayıp içinde yaşadığım Dünya'nın tüm riyakarlıklarını ve saçmalıklarını bir an olsun aklımdan çıkarabiliyorum. Efsanevi ses tonunla, biz Heavy Metal fanlarının yüreğimize işleyen sesinle gezegenden ayrılıyorum. Bu nasıl birşeydir; bu yaşam içinde ki bir çok olgudan daha üst seviyelerde bir sığınak, bir kaçıştır.
Bir mayıs akşamı, yine tüm bunalımlarımla başbaşa kalmış bir şekilde oturuyorum. Ekmek parası için ailemden ve dostlarımdan uzakta olduğum, hayata tutunduğum bir sevgilinin terk edişinden sonra yalnızlığın katil kollarında günlerimi geçirdiğim kronik anlardan birinde yine , beni hiç terk etmeyen unsurların başında olan sesini ve müziğini dinliyorum. Her gün ruhumun bedenimden ayrılabilme arzusuyla yanıp tutuştuğum, ancak inançlarım doğrultusunda sadece bu arzunun kendi kendine gerçekleşmesini beklemekten başka yapacak birşey olmadığının acımasız gerçeğiyle günümü beklemeye devam ederken, bana cesaret veren her zaman olduğu gibi senin sesin ve müziğin oluyor.
Bir mayıs akşamı, her zaman olduğu gibi tüm bunalımlarımla başbaşa kalmış bir şekilde oturuyorum. Senin ölüm haberin geliyor. İnsan der ki; sadece müzik, kitleleri eğlendiren bir unsur, bir anlık üzülürsün, saygıyla anar ve geçersin. İşte ben bunu yapamıyorum. Seni hiç görmedim ama son 12 yıldır, sesini duymadan geçirdiğim bir günü bile hatırlamıyorum. Neşeli zamanlarım kadar hüzün dolu zamanlarımda oldu. Hepsinde sen vardın, müziğinle, hayatıma kattığın coşkuyla, üzüntülü zamanlarımda, kalp kırıklıklarımı gitarlarının tellerinde anlamlandıran efsanevi insandın sen. Sen sadece eşsiz bir ses tonuyla kutsanmış, mükemmel bir Rock vokalisti değilsin, her zaman insanlara yardım edebilmek için kendini en öne atan, yardımsever, iyi bir eş, örnek bir adamsın. Tüm Heavy Metal dünyasının lideri, Rock müziğinin önderi, herşeyisin.
Toprağın bol olsun, huzur içinde uyu. Sesin sonsuzlukta yankılanacak. Herşey için teşekkürler.
OSMAN ÇELİK
Bir Mayıs akşamı, tüm bunalımlarımla baş başa kalmış bir şekilde oturuyorum. Her gün winampımda çalan Black Sabbath, Rainbow ve Dio'nun eşsiz parçalarıyla gözlerimi kapayıp içinde yaşadığım Dünya'nın tüm riyakarlıklarını ve saçmalıklarını bir an olsun aklımdan çıkarabiliyorum. Efsanevi ses tonunla, biz Heavy Metal fanlarının yüreğimize işleyen sesinle gezegenden ayrılıyorum. Bu nasıl birşeydir; bu yaşam içinde ki bir çok olgudan daha üst seviyelerde bir sığınak, bir kaçıştır.
Bir mayıs akşamı, yine tüm bunalımlarımla başbaşa kalmış bir şekilde oturuyorum. Ekmek parası için ailemden ve dostlarımdan uzakta olduğum, hayata tutunduğum bir sevgilinin terk edişinden sonra yalnızlığın katil kollarında günlerimi geçirdiğim kronik anlardan birinde yine , beni hiç terk etmeyen unsurların başında olan sesini ve müziğini dinliyorum. Her gün ruhumun bedenimden ayrılabilme arzusuyla yanıp tutuştuğum, ancak inançlarım doğrultusunda sadece bu arzunun kendi kendine gerçekleşmesini beklemekten başka yapacak birşey olmadığının acımasız gerçeğiyle günümü beklemeye devam ederken, bana cesaret veren her zaman olduğu gibi senin sesin ve müziğin oluyor.
Bir mayıs akşamı, her zaman olduğu gibi tüm bunalımlarımla başbaşa kalmış bir şekilde oturuyorum. Senin ölüm haberin geliyor. İnsan der ki; sadece müzik, kitleleri eğlendiren bir unsur, bir anlık üzülürsün, saygıyla anar ve geçersin. İşte ben bunu yapamıyorum. Seni hiç görmedim ama son 12 yıldır, sesini duymadan geçirdiğim bir günü bile hatırlamıyorum. Neşeli zamanlarım kadar hüzün dolu zamanlarımda oldu. Hepsinde sen vardın, müziğinle, hayatıma kattığın coşkuyla, üzüntülü zamanlarımda, kalp kırıklıklarımı gitarlarının tellerinde anlamlandıran efsanevi insandın sen. Sen sadece eşsiz bir ses tonuyla kutsanmış, mükemmel bir Rock vokalisti değilsin, her zaman insanlara yardım edebilmek için kendini en öne atan, yardımsever, iyi bir eş, örnek bir adamsın. Tüm Heavy Metal dünyasının lideri, Rock müziğinin önderi, herşeyisin.
Toprağın bol olsun, huzur içinde uyu. Sesin sonsuzlukta yankılanacak. Herşey için teşekkürler.
OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7
DİP NOT: 17.05.2010'da yazmış olduğum bir yazıdır. Bu ay Ronnie James Dio'yu, ölümünün 3. yılında anacağız.
DİP NOT: 17.05.2010'da yazmış olduğum bir yazıdır. Bu ay Ronnie James Dio'yu, ölümünün 3. yılında anacağız.
THE FOLLOWING: THE FINAL CHAPTER, SEZON FİNALİNİN ARDINDAN
Tutku dolu
bir yaşamın septik şizofreni ile buluşarak çöküntüye uğraması. Mükemmel bir hayatı
parçalamak ve iyi ya da kötü kendi sonunu yazmak.
10.Şubat.2013’te The Following dizisinin 1. sezon pilot bölümünü izledikten sonra, bu blog
üzerinde kritiklerimi paylaşmıştım. 3 ay sonra sezon finalini izledik ve bu ana
kadar adeta soluksuz bir şekilde geldik. “The Following” in beni kendisine
hayran bırakan en büyük özelliği; senarist ekibin, gothic dark türü edebiyatı
ve en önemlisi çağlar önce aramızdan göçüp gitmiş Edgar Allen Poe gibi bir
insanüstü yazarın ruhunu günümüze yansıtması oldu.
Bütün sezon
boyunca Virginia Üniversitesinden edebiyat öğretmeni Joe Carroll’ın şizofren
bir seri katile dönüştükten sonra işlediği sıra dışı cinayetlerle FBI’ın
verdiği mücadeleyi izledik. Joe Carroll çok zeki bir adam ve onun karakterini
canlandıran James Purefoy’un oyunculuğuna, o rolü canlandırışına, o karaktere
hayat verişine hayranım. Sezon finalleri, her zaman yeni sezon onayı alan bir
yapım için belirsiz ve soru işaretleri ile dolu olarak biter. İlk sezonu bu
şekilde bitirdikten sonra önümüzdeki yıl bu gizemin ne şekilde ilerleyeceğine
tanık olacağız.
The
Following'in senarist ekibi öylesine cesur ki; bugün yepyeni bir adım attılar.
Dünya da gothic edebiyat denince akla gelen ilk isim olan Edgar Allen Poe’nun
eserlerini oldukça kötü bir şekilde aksettirdiler, Poe maskelerini birer korku
filmindeymişçesine oyuncular üzerinde kullandılar. Bugün günümüzde Edgar Allen
Poe’nun soyundan yaşayanlar olsaydı bu yapıma onay vermeyeceklerini hatta ciddi
mahkemelik sonuçlar ortaya çıkacağını düşünebilirdik. Dizi pilot bölümün
ardından 8.2 gibi çok yüksek bir puanla IMDB’de kendine yer buldu. Böylesine
devam eden bir rating sonunda yetişen yeni nesil okur kitlesinin de, Edgar
Allen Poe’dan uzak duracağını düşünüyorum. The Following ekibi böylesine bir
adım attı ve belki de ilerleyen yıllarda; ölüm ve aşk üzerinden sanat yapacak
olan her yapıtın önüne geçti diyebiliriz.
Düşlerinin
ölümsüz olduğuna inanan bir yazarın bu hayata ve insanlığa kattıklarını inkar
edemem ve bundan sonra ne olacağınıda bilemem ancak; dizi ne kadar başarılıda
olsa Edgar Allen Poe gibi bir yazarın ciddi anlamda kötülük olarak
tanıtılmasını pek de hoşgörülü karşıladığımı söyleyemem. Hatta sezon finalinde
Ryan Hardy’nin Joe’yu kışkırtmak için bile olsa Poe için söylemiş olduğu sözler
gerçekten rahatsız ediciydi. Bu diziye bağlanmamın ve müptelası olmamın başlıca
nedeni pilot bölümden sezon finaline kadar giden 15 bölüm boyunca ajan Ryan
Hardy ile seri katil Joe Carroll arasında geçen diyaloglardı. Her karşı karşıya
geldiklerinde ağızlarından adeta sanat akıyordu. Diziyi dikkatli takip edenler
ana düşüncenin ardında; günümüz toplumunun çoğunlukla kaybettiği sevgi, güven,
sadakat, fedakarlık ve aile kavramı değerleri adına çok güçlü mesajların yer aldığını
göreceklerdir.
“The
Following”i izlemediyseniz bir an önce başlayın. Soluksuz bir maceranın içinde
bulacaksınız kendinizi. Muhteşem birer akla sahip iki insanın beyin fırtınası
hissettiren akıl almaz karşılaşmalarını gördükçe o maceraya dahil olacaksınız.
Kevin Bacon ve James Purefoy’un oyunculukları mükemmel ötesi. Yan karakterlerin
de hikayeye dağılımı kusursuz. Her birinin kendine ait dünyalarından çıkış
aradıkları inanılmaz bir dram ve gizem gözlerinizin önüne serilecek ve tüm
parçaları birleştirmeye çalıştığınızda zamanın nasıl geçtiğini
anlayamayacaksınız.
OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7
www.twitter.com/ocelik7
27 Nisan 2013 Cumartesi
FINAL FOUR DEĞERLENDİRMESİ
OLYMPIACOS – CSKA MOSCOW
Geçtiğimiz yıl İstanbul’da gerçekleşen Final Four finalinde
karşı karşıya gelen bu iki ekip, bu yıl Londra’da ki Final Four’da finale
kalmak için mücadele edecekler. Geçen sene İstanbul’da sürpriz bir son saniye
basketiyle şampiyonluğa ulaşan takım Olympiacos olmuştu. Bu yıl Londra’da
tarihin tekerrür edeceğini düşünmüyorum.
CSKA Moskova, Andrei Krilenko ve Shved haricinde çekirdek
kadrosunu korudu ve Teodosic, Krstic, Weems, Kaun gibi bireysel yetenekleri ve
coşturuculuğu yüksek oyunculara sahip. Herşeyden önemlisi de efsane coach
Ettore Messina bu yıl yeniden yuvasında ve bu harika takımın başında. Öte
yandan Olympiacos ise geçen yıl ki şampiyon kadrosundan önemli dinamikleri
gönderdi ve Spanoulis’in etrafında dönen bir sistem oluşturdu. Bu sistem bugüne
kadar içeride oynadıkları atmosfer ile kendi kendini götürdü ve saha
avantajlarınıda en iyi şekilde kullanarak son 4’e kadar geldi. Spanoulis
dışında CSKA’da ki oyunculara tecrübe bakımından yakın duran bir başka yardımcı
oyuncuları yok ve Anadolu Efes serisinde psikolojik olarak çok gerildiler. Yine
de her şeye rağmen coachları Bartzokas’ı kutlamak gerekir. Fazlasıyla kısıtlı
bir kadroyu son 4’e kadar getirdi. Ancak daha ilerisini görebileceklerini
sanmıyorum.
CSKA şu anda oldukça konsantre olmuş bir takım ve geçen yıl
ki kötü anılarını unutturmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Coach Messina bu tip stresli Final Four’lar da
daha derin bir tecrübe ve oyun anlayışına sahip. CSKA Moskova’nın 2008’de ki
son Euroleague şampiyonluğunda, final maçının olduğu günün sabahı babasını kaybetmişti.
Madrid’den İtalya’ya dönmedi ve takımının başında kaldı. Aynı günün akşamı
final maçına çıktı ve bir insanın yaşayabileceği en kötü duyguları içine
hapsederek oyun rotasyonunu korudu, CSKA Moskova’yı şampiyonluğa taşıdı. Maçın
bittiği anda gözyaşlarıyla beraber, her şeyi bırakıp tribünde cenazeden sonra onu
desteklemeye gelen ailesine koştu. Messina o ana kadar her şeyi içinde kapalı
tutmuş, oyuna odaklanmıştı. Böylesine başarılı bir teknik adam, Avrupa’nın en
iyi oyuncularından kurulu bir takımın başında olunca başarı kaçınılmaz olur.
Bugün Spanoulis dışında ki Olympiacos’un kadrosundaki sporcular, CSKA’dakiler
kadar iyi olsalardı bile; Olympiacos coachu Bartzokas’ın yine de Ettore Messina’dan
daha konsantre olup oyuna müdahale edebileceğini düşünemezdim. Bu yüzden CSKA
Moskova’nın rahat bir şekilde Olympiacos’u geçip finale çıkacağını düşünüyorum.
OSMAN ÇELİK
www.twitter.com/ocelik7
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
GÖZÜ YAŞLI BİR VALS
Rüstem tek başına sürdürdüğü basit hayatını, her zaman sevdiği şeyleri yapmak için yaşayan sıradan bir insan olarak geçirmeye devam ediyordu...
-
1992-95 yılları arasında geçen Bosna Hersek Savaşı, 2000’li yılların başından bu yana ilgilendiğim bir konu. Nezuk’tan başlayıp, Potoca...
-
Edgar Allen Poe; yaşadığımız dünya da gothic öykülerinin bir akım gücü oluşturmasına ön ayak olmuş en büyük yazarlardan biridir. Sadece es...
-
Sadece bir karton parçası ama o herşey.. Tüm hayatımın anlamı.. Kaybettiğim bütün soyut değerlerin acısından arınmamı sağlayan, amacını...





